***
müntehir bir denizkızının karalama defteri

Küçük tatil kasabalarının kendine özgü Bi florası,kendine özgü bi havası ve klasik bir yapısı var ya bayılıyorum.

Tek ya da çift katlı rengarenk evler, üst teraslarında mutlaka Bi pansiyonumsu yapı bulunur, akşamsefaları bahçeleri kaplamış, minik palmiyeler ve bambular, deniz kumlu sokaklar, mutlaka iskele denilen sosyal bir ortamın var oluşu, mayocular ve  tostcular vs vs….

Güzel yerler buralar.

a message from Anonim


şu son paylaştığın şarkının adını söyler misin?benim için çok önemli.

nouvelle vogue - bizarre love triangle

bilmiyorum ama çok hoşuma gitti bu fotoğraf

bilmiyorum ama çok hoşuma gitti bu fotoğraf

en sonu beklemek.

sermna:

you fell in love with your own sadness

sermna:

you fell in love with your own sadness

(cirea gönderdi)

Dazed and Confused

by Led Zeppelin

kalitelisinden yükledim ha. gece gece iyi gelir.

yalnizlikmasalcisi:

Hayatım bi şarkı olsaydı, şu parçalardan melodiler taşırdı.
Metro - Mevsim Sonbahar
Bu. şarkı. başlangıç. her şeyin başlangıcı. okul koridorunda beraber gazete okuyorduk. sonra kolumdan tuttu, koltukların oraya çekti ve oturdu. yanına oturdum. henüz sevgili değiliz ama ben ondan sırıksıklam hoşlanıyorum tabi. mp3’ünü çıkardı. “dinle” diye fısıldadı. saçlarımı, kendi elleriyle, kulağımın arkasına itti, kulaklığı kendi elleriyle kulağıma taktı. gülümsedim, şapşalca. gülümsedi, hoşça. gözlerine bakarak dinledim ilk kez. içimde sıcacık çikolata şelaleleri dökülüyordu. ona aşık oluyordum, ona, sonsuza kadar bağlanmak üzere, kendimi bağlıyordum. bu şarkı başlangıç.
Beirut - Nantes  
bu parça demek, çingene demek. onunla yaşadığım her bir anı eğer bi kısa film olsaydı, fon müziği bu olurdu. onu ilk tanıdığım zamanlar bu şarkıyı keşfetmiştim. “Resim atölyesi anıları…” onunla atölyede yaşadığım 987787 tane eğlenceli anının yanında hep bu gülümseten melodi var. çingene… ilk heykelimiz, yaptığımız ilk tablo, sarılıp denizi izlediğimiz şarkı… üstelik… beni son kez öperken arka planda bu çalıyordu ve gene resim atölyesiydi. “gülüşünü gördüğümden beri” diye bir kısım da var içinde, uzun süren bi aşkı anlatan şarkı. bu şarkı sen demek.
Beirut - Elephant gun
seninle sevgiliden bile öte olduğumuz vakitler. geceleyin hayalini kurarken sürekli kulağımda olan parça. “filden silahlarımız olsa yıldızlarla savaşsak, kazanan aşkımız olsa.” değil mi, bana öyle demiştin. adeta bu şarkı da bana aynı senin sesinle sesleniyor bana. biliyor musun, beirut’un sesi sana benziyor, beirut’u dinlediğim de hep aklıma sesin geliyor… 
Oasis - Wonderwall
gitarda bana çaldığın şarkı. insan nasıl bu kadar mükemmel olabilir? yıldızların geceyi süslemesi gibi gülümseyişin de süslüyordu kalbimi. uzun ince ellerinle tutuverdiğin o perde, sesiyle titrettiğin o teller… gülümsüyorum, hiç olmadığım kadar içten, gülümsüyorum. şanslıyım ben, hem de çok. “ruh eşleri ne olursa olsun asla birbirinden ayrılmazlar.” öyle mi? çünkü dört yıldır hayatımdasın, aradaki iki yıl çok kötü çok zor geçti ikimiz içinde, ve en sonunda belki de birbirimize geri dönüyoruz değil mi? sen başka bir kıtaya gitsen bile ben ordayım. çünkü beni öptün. ve ruhunu avuçlarıma döktün.
Nouvelle vague - Danse with me
okul partisinde, kalabalıktan sıkılıp terasa çıkmıştık. telefonumdan bu şarkıyı açıp dans etmeye başlamıştım. kıpkırmızı uçuşan bir elbise giyiyordum zaten, rüzgarın etkisiyle dalgalanıyordu. saçlarım yeni yeni uzamaya başlamıştı, dalgalı onlarda. ellerinden tutup seni dansa kaldırmıştım. sadece sen, ben ve yıldızlı kocaman gökyüzü. serin bir meltem. küçücük ellerimi nasıl bir kıvraklıkla yönetirdin, nasıl güzel dans ederdin, belimden tutmuştun sıkıca, ve ben geriye eğmiştim sırtımı. burnunu nasıl da gömmüştün boynuma. ve sonra… benimle tekrar dans et…
Portishead - glory box
"bi sebep ver, seni sevmek için. sadece kadının olmak istiyorum." Bu şarkı öyle bir şey ki, sanki sana ben yazmışım. geçen yıl sana sınıfta ilk kez dinlettiğimi hatırlıyor musun? sana, senin için. kadın olmak. senden sonra kimsede beceremediğim şey. sanki sadece senin kadınınım.. sadece sana ait.. başka kimseyle olamayan bir şeydi bu… denedim, seni unutmak için bir çok kişiyi bastırdım ruhuma. olmadı. başka kimse senin gibi değil… kimse de tamamlandığımı hissedemiyordum… “seni sevmem için bir sebep ver…"
The smiths - There is a light that never goes out
bu şarkıda saatlerce ağladım. ağladım ağladım ağladım ve ağladım. içimde cehennemler var, sana öyle aşığım ki. her şey her yer sana ait. ilk kavgamızdan sonrası. hayatımın en kötü günü. seninle kavga etmek? seninle? sana nasıl sinirlenebildim! nasıl kızabildim! nasıl.. nasıl…. kapıyı çarpıp çıktığımda ve kendimi bahçeye attığımda, yanıma geldin. ikimizde suskunduk. ve bu sessizlik beni.. ben..  ölmek istedim biliyor musun? “to die by your side is such a heavenly way to die.” işte tam bunu düşünmüştüm. beni öldüreceğini biliyordum. senin yüzünden öleceğimi.
the smiths - I know its over
ikimizin de birbirimize soğuk davrandığımız günler, her dakika beni öldürdüğün farkında mıydın acaba? yoksa sen de ölmüş müydün benim yüzümden? peki ya sen geceleri yatağımda sessizce bu şarkıyı dinleyip hayalini, kokunu bakışlarını sabahlara kadar düşünüp, uykusuz kalıp, yastığımın yaşlardan sırılsıklam olduğunu, biliyor muydun? yoksa sen de mi, yaptın aynısını? beni seviyor muydun hiç? 
the smiths - I am so sorry
bu şarkıyı haykırarak sana söylemek istedim, yıldızların altında çimenlere yatıp sana şarkımı mehtabın altında sunmak istedim. ikimizde üzgündük çingene… ikimiz de… ve sana bunu söylemek istedim hep. kimbilir, belki bi gün yaparım.
Guns n Roses - Don’t cry
Bu şarkıyı hatırlar mısın? hatırladıysan gülümse. çünkü bu şarkının anısı sadece ikimizin arasında. 
Led Zeppelin - Since I’ve Been loving you
acaba bu şarkıyı o parlak siyah gitarınla, konserde çaldığın zaman, benim sana nasıl hayranlıkla baktığımı farketmiş miydin? tanrı gibiydin gözümde. hatta tanrıdan bile daha güçlü, daha güzel. çünkü o gün basketbol maçında da izlemiştim seni, o akşam konsere çıktığında da. ikisini aynı gün nasıl yapabilmiştin? uzun dalgalı saçların her seferinde nasıl da dalgalanıyordu. maçta sayı yaptığın zaman kafanı savuruşunla, her bi gitar tınısını parmağınla yarattığında aynı savuruşu yapıyordun. zevk alıyordun bu şeyler için. ve ben kıskanıyordum. senden o basketbolu da kıskandım hep o lanet gitarı da. keşke bi melodi olsaydım, o zaman beni hep sever miydin? 
Pinhani - ne güzel güldün
üzgün olduğun zaman, sana endişeyle nasıl olduğunu sorduğumda, yalandan bi gülümseyiverirdin. “iyiyim.” ben de buruk bi şekilde gülümserdim geri. derin bir nefes alırdın, ve daha ben sormadan anlatırdın. kısaca ama. hiç uzatmazdın. hep beni konuştururdun, ve inanamadığım bi şekilde, hiç bıkmadan dinlerdin bütün o saçmalamalarımı. ama hep seni güldürürdüm, bunu becerirdim. hep bi şapşallık yapardım, istediğimden değil ama şapşal olduğumdan. gülümse diye neler yapmazdım ki.
Placebo - Every you every me
bu şarkıyı her dinleyişimde milyonlarca sen olduğunu hayal ederdim, ve milyonlarca ben. dünyada sadece ben ve sen varız, başka herkes de biz olmuş. biz. pariste new yorkta küçük bi köyde ya da su altında. her yerde. “sucker love.” değil mi. aptal aşk.
Nancy Sinatra - Bang bang
çocukluğundan bugüne uzanan bir aşkı anlatan şarkı. her seferinde çocuk, kızı vuruyor ve kız, her seferinde düşüyor. hiç akıllanmamış gibi. bende akıllanmadım. canımı ne zaman yaksan, beni vursan da, seni sevmeye devam ettim. bang, bang.
***
aklıma geldikçe yazarım… yoruldum ki… tonlarca anı barındıran anılar bunlar… hem zihnim hem yüreğim yoruldu şimdi… 
öperse hepsi geçer…

yalnizlikmasalcisi:

Hayatım bi şarkı olsaydı, şu parçalardan melodiler taşırdı.

Metro - Mevsim Sonbahar

Bu. şarkı. başlangıç. her şeyin başlangıcı. okul koridorunda beraber gazete okuyorduk. sonra kolumdan tuttu, koltukların oraya çekti ve oturdu. yanına oturdum. henüz sevgili değiliz ama ben ondan sırıksıklam hoşlanıyorum tabi. mp3’ünü çıkardı. “dinle” diye fısıldadı. saçlarımı, kendi elleriyle, kulağımın arkasına itti, kulaklığı kendi elleriyle kulağıma taktı. gülümsedim, şapşalca. gülümsedi, hoşça. gözlerine bakarak dinledim ilk kez. içimde sıcacık çikolata şelaleleri dökülüyordu. ona aşık oluyordum, ona, sonsuza kadar bağlanmak üzere, kendimi bağlıyordum. bu şarkı başlangıç.

Beirut - Nantes  

bu parça demek, çingene demek. onunla yaşadığım her bir anı eğer bi kısa film olsaydı, fon müziği bu olurdu. onu ilk tanıdığım zamanlar bu şarkıyı keşfetmiştim. “Resim atölyesi anıları…” onunla atölyede yaşadığım 987787 tane eğlenceli anının yanında hep bu gülümseten melodi var. çingene… ilk heykelimiz, yaptığımız ilk tablo, sarılıp denizi izlediğimiz şarkı… üstelik… beni son kez öperken arka planda bu çalıyordu ve gene resim atölyesiydi. “gülüşünü gördüğümden beri” diye bir kısım da var içinde, uzun süren bi aşkı anlatan şarkı. bu şarkı sen demek.

Beirut - Elephant gun

seninle sevgiliden bile öte olduğumuz vakitler. geceleyin hayalini kurarken sürekli kulağımda olan parça. “filden silahlarımız olsa yıldızlarla savaşsak, kazanan aşkımız olsa.” değil mi, bana öyle demiştin. adeta bu şarkı da bana aynı senin sesinle sesleniyor bana. biliyor musun, beirut’un sesi sana benziyor, beirut’u dinlediğim de hep aklıma sesin geliyor… 

Oasis - Wonderwall

gitarda bana çaldığın şarkı. insan nasıl bu kadar mükemmel olabilir? yıldızların geceyi süslemesi gibi gülümseyişin de süslüyordu kalbimi. uzun ince ellerinle tutuverdiğin o perde, sesiyle titrettiğin o teller… gülümsüyorum, hiç olmadığım kadar içten, gülümsüyorum. şanslıyım ben, hem de çok. “ruh eşleri ne olursa olsun asla birbirinden ayrılmazlar.” öyle mi? çünkü dört yıldır hayatımdasın, aradaki iki yıl çok kötü çok zor geçti ikimiz içinde, ve en sonunda belki de birbirimize geri dönüyoruz değil mi? sen başka bir kıtaya gitsen bile ben ordayım. çünkü beni öptün. ve ruhunu avuçlarıma döktün.

Nouvelle vague - Danse with me

okul partisinde, kalabalıktan sıkılıp terasa çıkmıştık. telefonumdan bu şarkıyı açıp dans etmeye başlamıştım. kıpkırmızı uçuşan bir elbise giyiyordum zaten, rüzgarın etkisiyle dalgalanıyordu. saçlarım yeni yeni uzamaya başlamıştı, dalgalı onlarda. ellerinden tutup seni dansa kaldırmıştım. sadece sen, ben ve yıldızlı kocaman gökyüzü. serin bir meltem. küçücük ellerimi nasıl bir kıvraklıkla yönetirdin, nasıl güzel dans ederdin, belimden tutmuştun sıkıca, ve ben geriye eğmiştim sırtımı. burnunu nasıl da gömmüştün boynuma. ve sonra…
benimle tekrar dans et…

Portishead - glory box

"bi sebep ver, seni sevmek için. sadece kadının olmak istiyorum." Bu şarkı öyle bir şey ki, sanki sana ben yazmışım. geçen yıl sana sınıfta ilk kez dinlettiğimi hatırlıyor musun? sana, senin için. kadın olmak. senden sonra kimsede beceremediğim şey. sanki sadece senin kadınınım.. sadece sana ait.. başka kimseyle olamayan bir şeydi bu… denedim, seni unutmak için bir çok kişiyi bastırdım ruhuma. olmadı. başka kimse senin gibi değil… kimse de tamamlandığımı hissedemiyordum… “seni sevmem için bir sebep ver…"

The smiths - There is a light that never goes out

bu şarkıda saatlerce ağladım. ağladım ağladım ağladım ve ağladım. içimde cehennemler var, sana öyle aşığım ki. her şey her yer sana ait. ilk kavgamızdan sonrası. hayatımın en kötü günü. seninle kavga etmek? seninle? sana nasıl sinirlenebildim! nasıl kızabildim! nasıl.. nasıl…. kapıyı çarpıp çıktığımda ve kendimi bahçeye attığımda, yanıma geldin. ikimizde suskunduk. ve bu sessizlik beni.. ben..  ölmek istedim biliyor musun? “to die by your side is such a heavenly way to die.” işte tam bunu düşünmüştüm. beni öldüreceğini biliyordum. senin yüzünden öleceğimi.

the smiths - I know its over

ikimizin de birbirimize soğuk davrandığımız günler, her dakika beni öldürdüğün farkında mıydın acaba? yoksa sen de ölmüş müydün benim yüzümden? peki ya sen geceleri yatağımda sessizce bu şarkıyı dinleyip hayalini, kokunu bakışlarını sabahlara kadar düşünüp, uykusuz kalıp, yastığımın yaşlardan sırılsıklam olduğunu, biliyor muydun?
yoksa sen de mi, yaptın aynısını? beni seviyor muydun hiç? 

the smiths - I am so sorry

bu şarkıyı haykırarak sana söylemek istedim, yıldızların altında çimenlere yatıp sana şarkımı mehtabın altında sunmak istedim. ikimizde üzgündük çingene… ikimiz de… ve sana bunu söylemek istedim hep. kimbilir, belki bi gün yaparım.

Guns n Roses - Don’t cry

Bu şarkıyı hatırlar mısın? hatırladıysan gülümse. çünkü bu şarkının anısı sadece ikimizin arasında. 

Led Zeppelin - Since I’ve Been loving you

acaba bu şarkıyı o parlak siyah gitarınla, konserde çaldığın zaman, benim sana nasıl hayranlıkla baktığımı farketmiş miydin? tanrı gibiydin gözümde. hatta tanrıdan bile daha güçlü, daha güzel. çünkü o gün basketbol maçında da izlemiştim seni, o akşam konsere çıktığında da. ikisini aynı gün nasıl yapabilmiştin? uzun dalgalı saçların her seferinde nasıl da dalgalanıyordu. maçta sayı yaptığın zaman kafanı savuruşunla, her bi gitar tınısını parmağınla yarattığında aynı savuruşu yapıyordun. zevk alıyordun bu şeyler için. ve ben kıskanıyordum. senden o basketbolu da kıskandım hep o lanet gitarı da.
keşke bi melodi olsaydım, o zaman beni hep sever miydin? 

Pinhani - ne güzel güldün

üzgün olduğun zaman, sana endişeyle nasıl olduğunu sorduğumda, yalandan bi gülümseyiverirdin. “iyiyim.” ben de buruk bi şekilde gülümserdim geri. derin bir nefes alırdın, ve daha ben sormadan anlatırdın. kısaca ama. hiç uzatmazdın. hep beni konuştururdun, ve inanamadığım bi şekilde, hiç bıkmadan dinlerdin bütün o saçmalamalarımı. ama hep seni güldürürdüm, bunu becerirdim. hep bi şapşallık yapardım, istediğimden değil ama şapşal olduğumdan. gülümse diye neler yapmazdım ki.

Placebo - Every you every me

bu şarkıyı her dinleyişimde milyonlarca sen olduğunu hayal ederdim, ve milyonlarca ben. dünyada sadece ben ve sen varız, başka herkes de biz olmuş. biz. pariste new yorkta küçük bi köyde ya da su altında. her yerde. “sucker love.” değil mi. aptal aşk.

Nancy Sinatra - Bang bang

çocukluğundan bugüne uzanan bir aşkı anlatan şarkı. her seferinde çocuk, kızı vuruyor ve kız, her seferinde düşüyor. hiç akıllanmamış gibi. bende akıllanmadım. canımı ne zaman yaksan, beni vursan da, seni sevmeye devam ettim. bang, bang.

***

aklıma geldikçe yazarım… yoruldum ki… tonlarca anı barındıran anılar bunlar… hem zihnim hem yüreğim yoruldu şimdi… 

öperse hepsi geçer…

a message from Anonim


masalcı, hemen bir şey sorup kaçıcam. "kırmızı" başlıklı hikayen ciddili mi yoksa biraz gerçek ve hayal gücünün harmanlanmış hali mi? öpüyorum güzel gözlerinden.

valla yarı gerçek yarı kurgu
sönük gerçeği biraz tütsüledim tatlandırdım diyelim