müntehir bir denizkızının karalama defteri
bel kemiğimin üzerinde söndürdü son sigarasını. küçük bi iz, bu kirli gecenin karanlığında kaybolan. imzasını atarcasına bastırdı sıcak külü, kızgın bi turunculuğun yakıcı hissi aniden çöktü sırtıma. belki bi iz bırakmak istedi ona ait bi bedenin üzerinde; bencil bi çocuğun oyuncaklarını yakmasındaki sebep gibi.
küllü bi acı, sıcak bi ürperme yayıldı titrek vücudumda. ait olmuşluğun o ezici ağrısı biniyordu kaburgalarıma. sigaranın ve yanık etin o keskin kokusu burnuma çarptığında, küçük bir şey farkettim.
                tutsak aldığı ruhumun, aciz bedenini de,                kendine mühürlemişti; uzun, ince bi ölüm çubuğunun kızgın külüyle.
“kadınım”diyen yoğun bi fısıltı aktı kulaklarıma doğru. kasıklarımda cehennem azabını bırakıp kendi beyaz cennetine çekildikten sonra, acı bi sigara daha yakmıştı bütün umursamazlığıyla. ıslak dudaklarının arasından gri bulutlar doğuyordu. bakışları sıcak bi kahve telvesi gibi, keskin, sert, kahverengi.
ilk kez utandırmıyordu çıplaklığım. ilk kez böylesine kendimdim tamamen. ruhum onun ruhuna karışmıştı dağınık çarşafın üzerinde. tenim teniyle beraber yanmıştı. saçlarım dolanmıştı ellerine. nefesim karışmıştı onun kirli nefesine…katran gibi ağır bir gecenin koyu karanlığında kaybettim eskiyi. geçmiş, bütün anılarım, silindi. o katranın içinde boğdum çocukluğumu. ruhumu bağladım onun serçeliğine. içimdeki çocuğu öldürdüm. ona aşık olduğum için kendimden nefret ettim.
o an… ölmek istedim. ölmek… ölürsem bir şey olmazdı, zaten bir ruhum yoktu artık. bacaklarının arasından masumiyet kanları damlayan lanet olası bi cesettim sadece. sahip olduğum her şeyi verebilecek kadar aşık, bunu umursamayacak kadar kör olmuştum o gece… ama zaten bir şeyler görmek istemiyordum. manevi bi körlük çökmüştü göz bebeklerime. duygusuzluk. ama öyle bir şeydi ki bu boşluk, 
gözlerimi çevirdiğimde, savaş meydanının vahşetini kavradım istemeden. kırık bira şişeleri. yoğun votka kokusu. yenmiş limon parçaları ve her yere saçılmış tuz taneleri. boş tütün paketleri. buruşuk ilaç ambalajları. devrilmiş bi viski şişesi. kül dolmuş boş bardaklar ve üzerlerinde rujumun suçlu izleri…
aşkı bi tekila bardağında hiç gözümü kırpmadan boğmuştum.
çarşaf. mavi. mavi en sevdiğim renkti o ana kadar. maviye kırmızı karışmış. beyaz karışmış. renkler birbirine girmiş. o karışık gecenin utanmaz bi izi gibi.
yüzümü acıyla buruşturdum. derin bir nefes aldım. o da sigarasından çekti içine bi yudum. sonra yoğun duman yayıldı ciğerlerinden, havasız odanın ağır boşluğuna. dolaylı yoldan, nefesi nefesim oluyordu, dayanamadım, boğuluyordum.
kalktım.bi kadın gibi. kıvrılarak. kalktım.
pencereyi açtım, içeriye soğuk gece doldu bi sel gibi. rüzgar suratıma çarptı. üşümedim. kalçamda yüzlerce çizik ve nar çiçeği renginde morluklar. kağıt kesiği gibi bi acı. kasıklarım. karnımın hemen altı. zevkli bi ağrı. yavaşça. yayılıyordu.sanki zehirlenmiştim, zehirlenmiştim ve zehir ele geçiriyordu bedenimi.ölüyordum. kalbim yavaşça duracaktı.
ona baktım. zorlu bi zafer kazanmış bir komutan gibi parıldıyordu üzgün gözleri. küllü bakışları dolanıyordu üzerimde. dudaklarının kenarında şeytani bi gülümsemenin izleri. kırmızı yanakları. elleri. kan.
kırmızı. o.mavi. ben.gece. karanlık. koyu. siyah.
ona doğru yürüdüm. dikleştirdi kendini. ötmeye hazırlanan bir horoz. fare görmüş bi kedi.eğilip yanına oturdum. bedeni sıcak hala. kalorifer peteğinin kenarına oturmuşum gibi. teninin üzerinde damlacıklar vardı. berrak. tuzlu. benim eserimde onlar. gülümsedim. acıyla. üzerime tişörtünü geçirdim yavaşça.
koku.küçükken annemin yastığını kokladığım zamanki huzuru hissettim. aynısı.sanki zaman ve mekan yok olmuş, uzay bükülmüş, o ve ben evrenin sonsuzluğunda kaybolmuş gibi oturuyorduk öylece.
sessizlik.sinir bozucu.
ama susmaya devam ettim. biliyordum. adım gibi biliyordum bir şeyi. öyle ki bu gerçek elimi sıcak ütünün tabanına bastırmışım gibi acıtıyordu canımı.yolun sonuydu artık.o gece, her şeyi tüketmiştik. lanet olası bi hırsla, kadehlerimizde kalan son aşk damlalarını hızla tüketmiştik.biliyordum.
o gece ikimizi de öldürdüğümü biliyordum. birbirimizi bitirdiğimizi. aç bi vampir gibi son damlasına kadar emmiştik aşkı.biliyorduk.
gece. katran gibi ağır. ağdalı. yağışıyordu üstüme karanlık. nefes alamıyordum. kalbimi hissetmiyordum. belimde bi sigara yanığının sönmekte olan acısı vardı, biraz da kasıklarımda hafif bi ağrı.başka bi his yok.
“gidiyorum ben.” dedim. sesim küçük bi kız kırgınlığında ana bi kadın kadar güçlü yankılanmıştı loş ışığın altında. yanından kalktım. pantolonumu geçirdim titrek bacaklarıma, saçlarımı topluyordum ki, derin bi nefes aldı. en sevdiği yanımdı saçlarım. uzun. dümdüz. belime kadar. dağınık.saçlarımda ellerinin izleri vardı hala.
odaya dönüp tekrar baktığımda, duvarın o solgun köşesinde gördüm kendisini. gözleri kapalıydı, kafası iyi. “gitme” demesini bekledim.belki de gitmezdim hiç.bekledim. belki de oyalıyordum kendimi. belki de inanmak istiyordum daha kalacağıma…
buruk bi gülümseme kuru dudaklarıma yayıldığında, “hoşça kal.” diye fısıldadım.yüzü buruşur gibi oldu.öpmeye doyamadığım yanaklarına tek bi damla süzüldü, hafifçe bi parıltı yaydı loş ışığın altında.
kapıyı kapadım.gecenin karanlığına kendimi bıraktım.
dünya bambaşka bi yer oldu.

bel kemiğimin üzerinde söndürdü son sigarasını. küçük bi iz, bu kirli gecenin karanlığında kaybolan. imzasını atarcasına bastırdı sıcak külü, kızgın bi turunculuğun yakıcı hissi aniden çöktü sırtıma. belki bi iz bırakmak istedi ona ait bi bedenin üzerinde; bencil bi çocuğun oyuncaklarını yakmasındaki sebep gibi.

küllü bi acı, sıcak bi ürperme yayıldı titrek vücudumda. ait olmuşluğun o ezici ağrısı biniyordu kaburgalarıma. sigaranın ve yanık etin o keskin kokusu burnuma çarptığında, küçük bir şey farkettim.

                tutsak aldığı ruhumun, aciz bedenini de,
                kendine mühürlemişti; uzun, ince bi ölüm çubuğunun kızgın külüyle.

kadınım
diyen yoğun bi fısıltı aktı kulaklarıma doğru. kasıklarımda cehennem azabını bırakıp kendi beyaz cennetine çekildikten sonra, acı bi sigara daha yakmıştı bütün umursamazlığıyla. ıslak dudaklarının arasından gri bulutlar doğuyordu. bakışları sıcak bi kahve telvesi gibi, keskin, sert, kahverengi.

ilk kez utandırmıyordu çıplaklığım. ilk kez böylesine kendimdim tamamen. ruhum onun ruhuna karışmıştı dağınık çarşafın üzerinde. tenim teniyle beraber yanmıştı. saçlarım dolanmıştı ellerine. nefesim karışmıştı onun kirli nefesine…
katran gibi ağır bir gecenin koyu karanlığında kaybettim eskiyi. geçmiş, bütün anılarım, silindi. o katranın içinde boğdum çocukluğumu. ruhumu bağladım onun serçeliğine. içimdeki çocuğu öldürdüm. ona aşık olduğum için kendimden nefret ettim.

o an… ölmek istedim. ölmek… ölürsem bir şey olmazdı, zaten bir ruhum yoktu artık. bacaklarının arasından masumiyet kanları damlayan lanet olası bi cesettim sadece. sahip olduğum her şeyi verebilecek kadar aşık, bunu umursamayacak kadar kör olmuştum o gece… ama zaten bir şeyler görmek istemiyordum. manevi bi körlük çökmüştü göz bebeklerime. duygusuzluk. ama öyle bir şeydi ki bu boşluk, 

gözlerimi çevirdiğimde, savaş meydanının vahşetini kavradım istemeden. kırık bira şişeleri. yoğun votka kokusu. yenmiş limon parçaları ve her yere saçılmış tuz taneleri. boş tütün paketleri. buruşuk ilaç ambalajları. devrilmiş bi viski şişesi. 
kül dolmuş boş bardaklar ve üzerlerinde rujumun suçlu izleri…

aşkı bi tekila bardağında hiç gözümü kırpmadan boğmuştum.

çarşaf. mavi. mavi en sevdiğim renkti o ana kadar. maviye kırmızı karışmış. beyaz karışmış. renkler birbirine girmiş. o karışık gecenin utanmaz bi izi gibi.

yüzümü acıyla buruşturdum. derin bir nefes aldım. o da sigarasından çekti içine bi yudum. sonra yoğun duman yayıldı ciğerlerinden, havasız odanın ağır boşluğuna. dolaylı yoldan, nefesi nefesim oluyordu, dayanamadım, boğuluyordum.

kalktım.
bi kadın gibi. kıvrılarak. kalktım.

pencereyi açtım, içeriye soğuk gece doldu bi sel gibi. rüzgar suratıma çarptı. üşümedim. kalçamda yüzlerce çizik ve nar çiçeği renginde morluklar. kağıt kesiği gibi bi acı. kasıklarım. karnımın hemen altı. zevkli bi ağrı. yavaşça. yayılıyordu.
sanki zehirlenmiştim, zehirlenmiştim ve zehir ele geçiriyordu bedenimi.
ölüyordum. kalbim yavaşça duracaktı.

ona baktım. zorlu bi zafer kazanmış bir komutan gibi parıldıyordu üzgün gözleri. küllü bakışları dolanıyordu üzerimde. dudaklarının kenarında şeytani bi gülümsemenin izleri. kırmızı yanakları. elleri. kan.

kırmızı. o.
mavi. ben.
gece. karanlık. koyu. siyah.

ona doğru yürüdüm. dikleştirdi kendini. ötmeye hazırlanan bir horoz. fare görmüş bi kedi.
eğilip yanına oturdum. bedeni sıcak hala. kalorifer peteğinin kenarına oturmuşum gibi. teninin üzerinde damlacıklar vardı. berrak. tuzlu. benim eserimde onlar. gülümsedim. acıyla. üzerime tişörtünü geçirdim yavaşça.

koku.
küçükken annemin yastığını kokladığım zamanki huzuru hissettim. aynısı.
sanki zaman ve mekan yok olmuş, uzay bükülmüş, o ve ben evrenin sonsuzluğunda kaybolmuş gibi oturuyorduk öylece.

sessizlik.
sinir bozucu.

ama susmaya devam ettim. biliyordum. adım gibi biliyordum bir şeyi. öyle ki bu gerçek elimi sıcak ütünün tabanına bastırmışım gibi acıtıyordu canımı.
yolun sonuydu artık.
o gece, her şeyi tüketmiştik. lanet olası bi hırsla, kadehlerimizde kalan son aşk damlalarını hızla tüketmiştik.
biliyordum.

o gece ikimizi de öldürdüğümü biliyordum. birbirimizi bitirdiğimizi. aç bi vampir gibi son damlasına kadar emmiştik aşkı.
biliyorduk.

gece. katran gibi ağır. ağdalı. yağışıyordu üstüme karanlık. nefes alamıyordum. kalbimi hissetmiyordum. belimde bi sigara yanığının sönmekte olan acısı vardı, biraz da kasıklarımda hafif bi ağrı.
başka bi his yok.

gidiyorum ben.” dedim. sesim küçük bi kız kırgınlığında ana bi kadın kadar güçlü yankılanmıştı loş ışığın altında. 
yanından kalktım. 
pantolonumu geçirdim titrek bacaklarıma, saçlarımı topluyordum ki, derin bi nefes aldı. en sevdiği yanımdı saçlarım. uzun. dümdüz. belime kadar. dağınık.
saçlarımda ellerinin izleri vardı hala.

odaya dönüp tekrar baktığımda, duvarın o solgun köşesinde gördüm kendisini. gözleri kapalıydı, kafası iyi. “gitme” demesini bekledim.
belki de gitmezdim hiç.
bekledim. belki de oyalıyordum kendimi. belki de inanmak istiyordum daha kalacağıma…

buruk bi gülümseme kuru dudaklarıma yayıldığında, “hoşça kal.” diye fısıldadım.
yüzü buruşur gibi oldu.
öpmeye doyamadığım yanaklarına tek bi damla süzüldü, hafifçe bi parıltı yaydı loş ışığın altında.

kapıyı kapadım.
gecenin karanlığına kendimi bıraktım.

dünya bambaşka bi yer oldu.

  1. serenatsnyc bunu yalnizlikmasalcisi kullanıcısından yeniden blogladı
  2. gelmeyensevgiligel bunu yalnizlikmasalcisi kullanıcısından yeniden blogladı
  3. sevinceuzuldum bunu yalnizlikmasalcisi kullanıcısından yeniden blogladı
  4. yatutarsaa bunu yalnizlikmasalcisi kullanıcısından yeniden blogladı
  5. pisebra bunu yalnizlikmasalcisi kullanıcısından yeniden blogladı
  6. cilekkokuluoje bunu yalnizlikmasalcisi kullanıcısından yeniden blogladı
  7. big-girlsdonttcry bunu yalnizlikmasalcisi kullanıcısından yeniden blogladı
  8. spaceofdiondra bunu yalnizlikmasalcisi kullanıcısından yeniden blogladı